Sayfalar

29 Ağustos 2009 Cumartesi

Keman ve Piano

(Yazılara dikkat...)
Piano sakin sakin ve mavi mavi anlatırken kendini birden keman giriyor araya bütün yakıcılığı ve kızıllığıyla.
O an Y. Erdoğanın dizeleri geliyor aklıma:

Olacak olmakta olan,
Yanacak yanmakta olan,
Yok çare akacak akmakta olan,
Düşecek...

let yourself feel. from Esteban Diácono on Vimeo.


23 Ağustos 2009 Pazar

Yeni bir yaşa girerken...

Sezen Aksu - Kursuni Renkler from Ozgur Cengiz on Vimeo.

Bir sabah saçlarımı okşayıp da rüzgar,
İzlerini sürüp de gidecek beyaz beyaz.
Ve güneş aynaya baktığımda çizgilerden,
Yeni bir yüz gösterecek üzülerek biraz.

Yok olmaz erken daha,
Biraz geç kalın ne olur,
Hiç hazır değilim henüz.

Ne olur baharlarımı,
Bırakın bir süre daha,
Tanıdık değil bana güz.

Yok olamaz dur,
Dur gidemezsin,
Gözlerimin rengi dur,
Bulutlara dönemezsin.

Yok alamazsın beni,
Deli zaman dur.
Ömrüme o kurşuni renkleri süremezsin.

Yok olmaz erken daha,
Biraz geç kalın ne olur,
Hiç hazır değilim henüz.

Ne olur baharlarımı,
Bırakın bir süre daha,
Tanıdık değil bana güz.

O gün başka renkte ağaracak biliyorum,
Ve zorla değil ya o rengi hiç sevmiyorum.
Ne olur sanki biraz daha zaman verseniz,
Yıllar öfkenizi hiç mi hiç anlamıyorum.

Yok olmaz erken daha,
Biraz geç kalın ne olur,
Hiç hazır değilim henüz.

Ne olur baharlarımı,
Bırakın bir süre daha,
Tanıdık değil bana güz.

Yok olamaz dur,
Dur gidemezsin,
Gözlerimin rengi dur,
Bulutlara dönemezsin.

Yok alamazsın beni,
Deli zaman dur.
Ömrüme o kurşuni renkleri süremezsin.

Yok olmaz erken daha,
Biraz geç kalın ne olur,
Hiç hazır değilim henüz.

Ne olur baharlarımı,
Bırakın bir süre daha,
Tanıdık değil bana güz.

23:59

Geçmiş zaman olur ki...

"Çocukken, aynı dansçıların belli bir müziği duyduklarında uygun dans pozisyonuna geçmeleri gibi, belli durumlara belli tepkileri göstermeyi öğreniriz.
Hayatımızın kareografisi evlerimizde yapılır. Büyük kardeşler küçükleri korur, daha sonrada hayatta hep koruyucu roller üstlenir. Ya da empati duygusu kuvvetli bir çocuk sorun yaşamakta olan anne yada babasına destek olur, sonra da aynı şeyi başka akrabalarına ya da arkadaşlarına yapar. Çabuk karar verebilen bir çocuk, anababanın güvenini kazanır ve yetişkin yaşamında da bu rolünü sürdürür.
Çoğu zaman davranışlarımızı belirleyen kalıplar içerisine sıkışıp kalırız. Üstelik bu kalıpların içerisinde kendimizi rahat hissettiğimiz söylenemez." (Vera Held)

19 Ağustos 2009 Çarşamba

Ev


Bir evin mobilyaları, perdeleri, aydınlatmaları, tabakları, bardakları, çanakları, yatakları, yastıkları, örtüleri, çarşaflarına kadar hepsi bir bütünü oluşturmalı; davetkar, sade, sakin, içten olmalı. Uzun ömürlü malzemeler, dengeli renkler, ahenk aranmalı, seçilen, yalın, dingin, dökümlü, gölgeli, şiirsel olmalı...

18 Ağustos 2009 Salı

16 Ağustos 2009 Pazar

Story

A SHORT LOVE STORY IN STOP MOTION from Carlos Lascano on Vimeo.

Holding hands flying through the sky

Hv30 from Jhiliem Miller on Vimeo.

London

"London, London" video by Cibelle feat. Devendra Banhart from Crammed Discs on Vimeo.

Değişim


- Hayır
- Ne?
- Senin dediğine göre bizim geleceğimiz sadece ve sadece bunlarla mı dolu yani?
- Ne yazıkki doğayı değiştiremezsin evlat.
- Yanlış, doğa değişimdir baba, buna bir etkimiz olabilir belki.
Biz karar verince değişim zaten başlar.
- Nereye gidiyorsun?
Şansım varsa, "değişime..."

Eleştiri


Bir eleştirmenin işi pek çok açıdan kolaydır.
Çok az şeyi riske eder ve kendimizi kararımız için çabalayan insanlardan daha yüksek noktada görürüz.
Yazması ve okunması kolay olumsuz eleştirilerle besleniriz.

Ancak yüzleşmemiz gereken acı bir gerçek var.

Genel tabloya baktığımızda kötü bir yemek bile onun öyle olduğunu anlatan yazımızdan çok daha anlamlıdır.

Ancak bazan bir eleştirmen ciddi riskler alır ve yeni olanı keşfedip savunur.
Dünya yeni yeteneklere ve yaratımlara hoşgörüsüzdür.

"Yeni"nin dostlara ihtiyacı vardır...


(İgo-Aşçı fareden)

13 Ağustos 2009 Perşembe

Üç Noktanın Söylediği


O, bunu biliyordu.

Askere giderken eşiyle son kere yalnız kaldığında demişti ki, "Eve gönderdiğim her mektubun sonuna üç tane nokta koyacağım; üç tane nokta... O üç nokta senin içindir, anladın değil mi?"

Hiç anlaşılmaz mıydı? Eski askerliklerin uzun yıllarında, derbeder fasılalarla eve gönderilen her mektubun sonunda hep o üç nokta vardı.

Analar, babalar, teyzeler, amcalar, komşular ve tanıdıkları hatırlarının sorulmasına memnun oluyorlar, dualar gönderiyorlar ama mektubun sonundaki o üç noktaya hiç mi hiç dikkat etmiyorlardı.

"Üç nokta"nın muhattabı ise her defasında bir öncekinden leziz hasret ve aşk cümleleri okuyordu. Hiçbir edibin o güne kadar kaleme almaya muvaffak olamadığı güzellikteki aşk mektupları, üç noktanın içindeki daracık mekanda, her defasında ter-u taze sevgi kelimeleriyle uzun yolculuklar ediyor, günlerce kayınbabanın emekli cüzdanında, kayınvalidenin En'am cüzünün arasında bir muska ihtimamı ile gezdirildikten sonra lütuf kabilinden gelin hanıma da gösteriliyordu. Onun mektupta yazılanlara aldırış ettiği yoktu; son satırın sonundaki üç noktayı arıyor, buluyor, okuyor, taze havadisler ve mahrem sevgi sözlerini deşifre ediyor ve daima, o üç noktayı buğulanmış gözlerinden süzdüğü üç damla gözyaşı ile yıkıyordu.

Seneler, seneler sonra, bütün sözlerin mahremiyet yaşmağını yırtıp, üryan tekilliklere düştüğü bir gün, yüreğinin tam üzerinde sakladığı son mektubu çıkarıp sonundaki üç noktayı okşarcasına seyrederek sevgilisine şöyle demişti:

- Sahi Ahmet Bey, ne güzel mektuplar yazardın eskiden ?

Ahmet Turan Alkan
Üç Noktanın Söylediği


"Üç nokta herkese farklı şeyler söyler..."

4 Ağustos 2009 Salı

Gerçek bir deney ve şaka gibi gerçekler...

Bir kafese beş maymun koyarlar. Ortaya bir merdiven ve tepesine de iple bağlı bir salkım muz asarlar. Her bir maymun merdivene çıkıp muza ulaşmak istediğinde dışarıdan üzerine soğuk su sıkarlar…
Her maymun aynı denemeye giriştiğinde buz gibi soğuk su ile ıslatılır. Bütün maymunlar bu denemeler sonunda ıslanmayı tecrübe etmiş olurlar. Bir süre sonra muzlara hareketlenen maymunlar diğerleri tarafından engellenmeye başlanır.
Suyu kapatıp maymunlardan biri dışarı alınıp yerine yeni bir maymun konur. Yeni maymunun ilk yaptığı iş muzlara ulaşmak için merdivene tırmanmak olur. Fakat diğer dört maymun buna izin vermez ve yeni maymunu döverler.
Daha sonra ıslanmış maymunlardan biri daha kafesten alınır ve yerine yeni bir maymun konur. Ve merdivene ilk yaptığı atakta dayak yer. Bu ikinci yeni maymunu en şiddetli ve istekli döven ilk yeni maymundur.
Islak maymunlardan üçüncüsü de değiştirilir. Üçüncü yeni gelen maymunda ilk atağında cezalandırılır. İlk gelen iki maymunun yeni geleni niye dövdükleri konusunda bir fikirleri yoktur ama dövmektedirler.
Son olarak da kafesteki ıslanan son maymun olan dördüncü ve beşinci de değiştirilir. Tepelerinde bir salkım muz asılı olduğu halde artık hiçbir maymun merdivene yaklaşıp muzları almak için hamle yapamamaktadır.
NEDEN mi? Çünkü buna organizasyonel negatif öğrenme denir… İnsanoğlu için de tüm bunlar aynen geçerlidir.
Bu deney sonuçları size tanıdık geliyor mu?

2 Ağustos 2009 Pazar

Arkadaşlık...

Otuzundan sonra herşey bir başka anlam kazanıyor hayatta. Hem iyi hem iyinin tersi yönüde. Kötü diyemiyeceğim bu duruma, buda hayatın bir hali sanki.
Arkadaşlık deyince "ilkokulun silgi kokan tebeşir lekeli yılları"na kadar inmeyeceğim. Benim sağlam arkadaşlık duygularını hissettiğim zamanlar; hiçbir zaman bir araya getiremediği gömleğin yakalarında iğreti duran ayran lekeli kravatları zorunluluktan taktığımız, sigaranın kokusu ciğerlerimize inmeden daha, platonik aşklarla kavrulurken ve baharın mutlaka bir kavgamızın olduğu ve bolca ders astığımız yıllara ait.
Bu akşam bir arkadaşımın zor bir durumunu duydum. Zorluk da göreceli bir kavram fakat huzursuzlandım, kendime kızdım. Arkadaşıma arkadaşım diyemiyeceğimi arkadaşlarımı hatırladığımda anladım, sonra tekrar üzüldüm, kendime kızdım.
Düşününce anladımki arkadaşlık denen şey güzelliklerin çoğu zaman da acının paylaşılmasından doğuyor.
Ben uzun zamandır; herhangi bir arkadaşımın manitası yüzünden bi kavgaya girişmedim,
uzun zamandır; sınavda kağıt değiştirirken yakalanıp idareye gönderilmedim hatta dersten kalmadım,
uzun zamandır; şimdilerde gözümüzde küçülen ama o zamanlar dünyanın en büyük problemiymiş gibi gelen problemlerle yüzleşirken hayatın ilk acılarını yaşarken yani arkadaşımın yanında olamadım.
Uzar gider bu örnekler.
Dostluk kesinlikle acıyı paylaşırken dahada güçleniyor.
Artık büyüdük ya, kendi ayaklarımız üstünde duruyoruz ya kendimize saçma sapan bir güven gelmiş. Hayat paylaşmakdan ibaret çoğu zaman. Paylaştıkça da güzelleşiyor. Kendimize güvenimiz yan etkisi diyebiliriz bu paylaşamama durumuna.

İnsanlar birçok açıdan ikiye ayrılır ya bir ayrımda konuyla ilişkili ben yapayım.
İnsanlar; "hata yapanlar" ve "hata yaptığını kabul etmeden hata yapanlar" diye ikiye ayrılır. Ben hata yaptığını peşin peşin kabul eden, hatta bu hatalarıyla barışık bir insanım. Hata yapmanın neresi güzel demeyin güzel çünkü; öğreniyorsun, tecrübe ediyorsun, birşeyler kaybederken çoğu zaman birşeyler kazanıyorsun hayata dair. Bu kazanımlarını da her zaman kedinde kullanmak zorunda da değilsin sevdiklerin için de bir kazanım olabilir bu kazanımlar.
Ben hata yaptığımda her ne yaparsam yapayım yanımda olacağını adım gibi bildiğim-inandığım arkadaşlarım olsun istiyorum.
Eminim benim kadar onlar da acıma ortak olmaktan mutluluk duyacaklardır.

Ben duyardım eminim...

Güzel bir Pazar, güzel bir bisiklet macerası daha...



Arkadaşlar; gitmeyeniniz, görmeyeniniz varsa mutla gitsin görsün ve tabiki bisikletle. ODTÜ nün üst tarafı, Yüzüncü Yıl'ın yanı ve Panora nın karşısı. Bu mekanlardaki ormanlık alanlar doğal bisiklet parkuru.