.
.
.
Stay hunger, stay foolish...
.
.
.
24 Mart 2010 Çarşamba
9 Mart 2010 Salı
Bussinesweek'den böyle bir kapak görseli
Dergi gibi süreli yayınlar o ayın-haftanın konusu olan ana mesajı biraz irite ederek ve dikkat çekerek belki abartarak verme eğilimindedirler. Bu konuda yabancı dergilerin kapak kullanımını daha çok beğenirim. Bizdeki dergiler ise biraz daha gazete manşeti yada haftasonu eki havasında verilir. Bussinesweek'in bu ayki sayısının kapağının çağrıştırdığı ilk şey taşın üstüne oturmuş yanık, kavruk, kendinden ve hayattan bezmiş bir Mısır'lı nın - ki burda Mısır'ı temsil ediyor- dünyanın dörtbiryanından yatırımcıları beklediğini gösteriyor. Ana başlığın altındada şöyle bir ifade var: "Mısır yeni pazarlar arayan Türk yatırımcılar için bir CAZİBE merkezi olabilir." Şimdi bu resimdeki kendinden bezmiş beklediği şey ne ise onu arkasındaki binlerce yıllık taşlar kadar beklemeye meyilli amcamızla Mısır'ın cazibe merkezi olmasının ihtimali nedir? Mısır böyle olmasa da oluşturulan algı tamamen bu yönde.
7 Mart 2010 Pazar
Güç
Bu resme baktığımda aklıma gelen ilk kelime buydu, "GÜÇ"
Sonra zıtlıklar geldi aklıma;
Güçlü olanla- zayıf olan. Bu resimde "zayıf" kelimesinin negatif bir anlamı yok. Zor olan bir hayat şartına karşı güçlü olanı besleyen güçlü olanın tersi bir durumu anlatıyor. Güçlüyü güçlü yapan buysa eğer zayıf gerçeten zayıf değil güçlüdür değil mi.
Sıcaklıkla-soğukluk; Sıcak olmanın soğuğa karşı direnci nasıl artırdığını görüyorum bir an. Huzuru sağlamanın bedeli donmaksa, bu sıcaklık dondurmaz insanı.
Kim kimden besleniyor? Tek olmak böyle bişey sanırım. Bir olmak. Tamamlamak. Katışmak...
Sonra zıtlıklar geldi aklıma;
Güçlü olanla- zayıf olan. Bu resimde "zayıf" kelimesinin negatif bir anlamı yok. Zor olan bir hayat şartına karşı güçlü olanı besleyen güçlü olanın tersi bir durumu anlatıyor. Güçlüyü güçlü yapan buysa eğer zayıf gerçeten zayıf değil güçlüdür değil mi.
Sıcaklıkla-soğukluk; Sıcak olmanın soğuğa karşı direnci nasıl artırdığını görüyorum bir an. Huzuru sağlamanın bedeli donmaksa, bu sıcaklık dondurmaz insanı.
Kim kimden besleniyor? Tek olmak böyle bişey sanırım. Bir olmak. Tamamlamak. Katışmak...
26 Şubat 2010 Cuma
19 Şubat 2010 Cuma
Anlam yükleme sanatı
Kesinlikle anlam yüklemek bir sanattır. Ve maddi olmayan fakat maddi olanı anlamlandıran bir sanattır. Bu sebeple dünyanın en değerlilerinden birisidir anlam yüklemek. Herkesin yemek yapabileceği gibi herkes anlam yükleyebilir herşeye. Neye anlam yüklediğinde çok önemlidir. Paraya, bir ayakkabıya, zamanı gözüne daha iyi sokmaya çalışan bir saate yada bir akşam yemeğine. Dünyanın en güzel yemeğini! dünyanın en güzel yerinde! yiyebilirsin fakat keyifle yaptığın yarı çiğ bir makarnadan daha anlamlı gelmeyebilir bu sana. Sonuçta hayat anlam yüklediğin herşeyle olan ilişkilerinle anlamlıdır. Ellerinden hemen uçacak, tutsan kırılacak zarar görecek bir kelebek gibidir kıymetlilerin. Çocukluğunda kim kelebek tutmadı ki, çocuk ellerimiz kelebek kanadındının renkleri hissetmiştir bi vakit. Sonra büyürsün ve ellerinde tıpkı o kelebek gibi kıymetlilerini taşırsın, anlamlar yüklersin anlamlar üstüne. Hoyratça davranmaya başladığın vakit anlamını yitirmeye başlar kıymetlilerin. Tüketmek insanın doğasında var, sıradan gelir sana tıpkı giymeye kıyamadığın bir ayakkabıyı bir süre sonra hoyratça kullanmaya başlaman gibidir. Hoyratlık kıymetlilerine zarar verir ve hayat kıymetlilerine yüklediğin anlamla daha değerlidir.
3 Şubat 2010 Çarşamba
2 Şubat 2010 Salı
Beklemek ve hareket etmek üzerine...
Beklemek; hiçbirşey yapmadan durmak. Hareketsiz halde zaman öldürme sanatı. Eylemsizlik hali.
Fiziken bekleyen bir insan aklını da bekletebilir mi acaba?
Sabahı bekleriz, hastaysak uzar gider saatler, geçmek bilmez.
Dersin sonunu bekleriz, geometride neymiş, hiçbir zaman anlıyamayacağımız aşkın matematiğini anlamaya çalışıyoruzdur.
Doğumu bekleriz, dokuz ay ve dokuz ay gibi gelen son dakikalarda.
Ölümü bekleriz, aslında beklemediğimizi zannettiğimiz şu hayatta.
Aslında hep bekleriz biz hiç bekliyor gibi görünmesekte.
Fiziken bekleyen bir insan aklını da bekletebilir mi acaba?
Sabahı bekleriz, hastaysak uzar gider saatler, geçmek bilmez.
Dersin sonunu bekleriz, geometride neymiş, hiçbir zaman anlıyamayacağımız aşkın matematiğini anlamaya çalışıyoruzdur.
Doğumu bekleriz, dokuz ay ve dokuz ay gibi gelen son dakikalarda.
Ölümü bekleriz, aslında beklemediğimizi zannettiğimiz şu hayatta.
Aslında hep bekleriz biz hiç bekliyor gibi görünmesekte.
1 Şubat 2010 Pazartesi
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


