Sayfalar

12 Aralık 2010 Pazar

Erzurum'un kasvetli gunleri

Sabahin erken saatleri, hava kapali ve soguk. Huzunleniyor ve multu oluyorum. Bu durumda tchaikovsky'nin payida var tabi. Erkenden uyanmak ve gune umutla baslamak yinede cook guzel. Penceremden disari baktigimda gordugum kasvetli hava, bos bir Erzurum yaylasi. Daga bakmiyor benim pencerem. Bosluga bakiyor. Bu yuzden bu alanda kurulacak yuksel binalari goruyorum. Hos daga baksaydimda cook guzel tesisler gorurdum yakin gelecekte insa edilacek. Olurmu bilmem. Olacagini bilmek bu kasvetli pazar sabahi beni multu ediyor. O halde olacak.

18 Kasım 2010 Perşembe

32. Yaş günümün ardından...




Hayatın hızla ilerlemesi yeterince anlamsızmış gibi insan yeni girdiği her yaşa bir anlam yüklemeye çalışıyor. Bir yaş daha yaşlanmanın acısını farklı yorumluyor çoğu zaman ve aslında yanılıyor.

Bu gün bir yılını daha doldurdum kalan ömrümün. İnsan yeni bir yaşına girdiğinde tebrikler alır ama mutlu olmak zorunda değildir aslında. Koca bir yanılsamadır söylenenler. Bir yaş daha yaşlanmanın nesi güzeldir ki.
Güzel olan ne var diye düşündüğümde çok da boş kalmıyor aklım. Ben yeni bir yaşa girmeye ilerlemek olarak bakmışım hep. "Durma yoksa düşersin"cilerdenim. Durmadan ilerlemek. Bir önceki yaş günüme ait sağlam bir hatırlatma çakmışsam anılarımda, o hatırlatmadan şimdiye kadar olanları düşünüyorum bir bir. Neler yaşadığımı, neler gerçekleştirdiğimi, nelere üzüldüğümü ve sevindiğimi. Düşünüyorum teker teker. Sonra bir hastalık gibi ümitvar oluyorum gelecekten. Yine sağlam bir kazık çakıyorum bu ana ve planlamalarım başlıyor.

Bir önceki çapa "you can shine" teması üzerineydi. Dün gibi hatırlıyorum. Bir yıl önceyi. İstifa etmiştim ve kendime sözler vermiştim.
Murat hayatında her ne olursa olsun asla vazgeçmeyeceksin ideallerinden.
Sana hayatı zindan eden ızdırap çavuşları misali tipler olsada,
Bu tipler harika piyano çalmak gibi meziyetlere sahipsede,
Seni aşşağılıyormuş gibi görünselerde,
En çok değer verdiğin kemanını kırsalarda,
Asla vazgeçmeyeceksin mücadele etmekten.
Bilmedikleri hızla öğrenerek bildiğini okuyacksın hayatta.
Bilmekten daha çok yapabilmeye önem vereceksin.

İşte böyle bişelerdi benim bir yıl önce çaktığım çapa.

Bir yıl önceki çapa'ma konu olan reklam filmini farklı anladım bir yol sonra.
Aslında hayatını zindan eden, aşağılayan, kemanını kıran kişi var ya; o öteki-kendisinden olmayan-yabancı değil çoğu zaman "kendisi"

3 Ekim 2010 Pazar

Fazla anlam yüklemek sağlığa zararlı ruha faydalı bişeydir

Şu dünyaya karşınıza çıkan şeylere anlam yüklemek dünyaya gözlerini açar açmaz başlıyor.
Herkez anladığı gibi yaşıyor hayatı.
Bizler suya su derken Sezen başka birşey diyor mesela.
İnsanı hayatında bazı şeyler daha farklı anlamlara da gelebiliyor.
Çalışmak hayatımın en önemli zıplama taşıyken şu sıralar, başkası için idare edilmesi gereken bir iş olabiliyor.
Hatta burdada ne demek istediğim sizin bu yazıya nasıl baktığınıza bağı. Anlam yüklemelerle ilgili düşüncelerime anlam yüklemiyebilirsiniz mesela. Tuhaf değilmi.
Vaktiyle herkez "bu vatan" derken Vatandan M.Kemal ne anlamış, nasıl bir analam yüklemiş?
Vaktiyle İbn-i Hazm "Güvrcin Gerdanlığı" derken, Sezen neler düşünmüş acaba.
Düşünceler arasında binlerce yıl farkının olması önemsizleşiyor çoğu zaman.
O halde bizde hayatımızda karşılaştığımız herşeye anlamlar yüklüyor ve onları anlamlarıyla hayatımızda var ediyoruz, yada yok ediyoruz.


Hayatta güzel takıntılar da var, mesela Sezen gibi...


21 Eylül 2010 Salı

Canlarımı özledim

Masumiyetiniz ve asaletiniz bakşlarınızdan anlaşılıyor canlarım. 
Birbirinizi sevmeniz, kollamanız ve sarılmanız hep daim olur inşallah.
Size iyi bir gelecek vaadi için şimdilik dışardayım ve çok çalışıyorum. 
İyi bir baba olabilmenin, iyi bir gelecek bırakabilmenin ağır sorumluluğu var omuzlarımda
Sizleri çok ama çok seviyorum......
Yukarıda yazan yazıyı görememek ne kötü...

1 Eylül 2010 Çarşamba

Oğlumdan öğrendiğim bir hayat dersi daha...


Lifespan Development dedikleri bu olsa gerek, insanın hayatı boyunca sürekli öğrenme durumu. Birkaç gün önce oğlum bana çok önemli bir hayat dersi verdi. Tam da hayatta mutlu olmak, mutluluk, sahip olmak gibi terimler, tabirler ve bu tanımların hayatımdaki akisleri üzerinde düşünürken oldu bunlar. Dersin adı, "cam kenarı olsun" Tuhaf bir ders başlığı ama hayatımda birçok konuyu bu terimle açıkladığımda anlamlı oluyorlar.

Olay şöyle gerçekleşti: Ailecek bi yolculuğun dönüşünde havaalanında biletlerimizi almak üzere iken bir karışıklık çıktı ve bizi farklı koltuklara dağıttıklarını farkettik. Oğlum cam kenarına oturmayı çok istiyordu. Birden Bussiness bölümünde boşluk olduğunu gördük ve oraya yerleştik. çok mutluydu, tabiki ben de. Mutluluklarımızın sebebi farklıydı tabiki. Hostes bu böüme kesinlikle oturamayacağımızı söylemesi ile hayaller suya düştü ve ardında birkaç kişiden rica ile ekonomi sınıfında bir sıradaki koltukları boşaltmaları sağlandı. Oğlum yine mutluydu ve hatta camkenarı ile ilgili bir şarkı bile besteledi. Cam kenarı oldu cam kenarı... diye. Çok mutluydu. Hayat dersimi tam da burda aldım. "Bussiness değil cam kenarı" Hayatta küçük mutluluklar var. Bunların gerçekten birşeyleri elde etmeyle alakası yok. Hepsi birgün mutlaka oluyor fakan an durmuyor, sürekli akıyor, geçiyor, gidiyor. Bussiness'de olamayabilirim, olamayabiliriz ama mutlu olacak bir taraf vardır hayatımızın, cam kenarı olması gibi mesela.

25 Ağustos 2010 Çarşamba

Eskiden herşey kötüyken herşey daha iyiydi...

İnsanların yaşantısına seçenekler katmak onlara yardım etmek yerine bu seçeneklerin ne kadar iyi olacağına dair beklentilerini yükseltir.  Ve bunun yaratacağı sonuçlardan dolayı daha az tatmindir, bu sonuçlar daha iyi olsa dahi.